3 Eylül 2009 Perşembe

peynir altı suyu

PEYNİR ALTI SUYU, SAĞLIK KAYNAĞI...
Peynir suyu proteinlerinin birçok gıdanın üretiminde katkı maddesi olarak kullanımının giderek yaygınlaştığını açıklayan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cem Karagözlü, 'Gıdalardaki peynir altı suyu proteinlerinin besleyici değerine ek olarak çok önemli fonksiyonel özellikleri bulunmaktadır' dedi.
01 Ekim 2004 Cuma 11:06
İZMİR - Günümüzde, sağlık konusunda bilinçlenen tüketicilerin besin tercihlerini değiştirerek, vücutta özel fizyolojik etki sağlayan, bazı hastalıkların oluşum riskini azaltıcı, koruyucu, tedavi edici gıdalara yöneldiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Karagözlü, 'Fonksiyonel gıdalar olarak adlandırılan bu ürünlerin artan pazarı, gıda endüstrisine yeni olanaklar sağlamaktadır. Peynir yapımında bir yan ürün olan peynir altı suyu; laktoz, mineral maddeler, vitaminler, proteinler ve az miktarda süt yağını içermektedir. Bunların içinde peynir altı suyu proteinleri, en önemli kısmı oluşturmaktadır. Peynir altı suyu proteinlerinin diğer proteinlere göre üstün tarafı, sadece biyolojik değeri değil, aynı zamanda sülfür içeren aminoasitleri yüksek oranda içermesidir. Bu maddeler, kas kaybının mümkün olduğunca azalmasına yardımcı olmaktadır' diye konuştu.

Peynir suyu proteinlerinin özellikle bebekler, yaşlılar, bazı hastalar ve yoğun aktivite içinde olan sporcular için çok faydalı olduğunu ifade eden Karagözlü, 'İnsanlar üzerindeki klinik denemeler, tek başına peynir suyu katkısının mutlaka diğer biyolojik besinlerle desteklenmesi gerekliliğini de göstermektedir. Gıdalardaki peynir altı suyu proteinlerinin temel fonksiyonu, besleyici azotu ve aminoasitleri sağlamış olmasından kaynaklanmaktadır' şeklinde konuştu.

Yapılan araştırmaların peynir altı suyu proteinlerinin bazı kanser türlerine karşı koruyucu olduğunu gösterdiğini söyleyen Karagözlü, 'Bu konuda yapılan bir araştırmada, kobaylarda kolon tümörü oluşumunun peynir altı suyu proteinleri ile beslenen gruba göre daha düşük düzeyde kaldığı belirlenmiştir. Peynir altı suyu proteinlerinin tamamı antikanserojenik etki göstermektedir' ifadelerinde bulundu.

Peynir altı suyu proteinlerinin büyümeyi, kemik sağlığını ve kilo kontrolünü destekleyen diğer yararları da bulunduğunu açıklayan Karagöz, 'Peynir suyu, hastalık, ameliyat veya kemoterapi uygulaması sonucu oluşan metabolik stresi izleyen dokulardaki iyileşme için yararlı olabilen bazı destekleyici faktörleri kapsamaktadır. Kalsiyum, fosfor ve magnezyum gibi serum mineralleri kemik gelişimi ve korunmasını desteklemektedir. Peynir altı suyu proteinleri kemik hastalıkları için de yararlı olabilmektedir. Ayrıca peynir altı suyu proteinlerinin yara veya ameliyat ile zarar gören dokuların iyileşmesine yardımcı olduğu da bilinmektedir' dedi.
Kahramanmaraş, Hatay veya Adanalı arkadaşlarımdan bir börek öğrenip, bir reçete geliştirdim. Bol miktarda kuru soğan, taze kırmızı ve yeşil biberleri kıyıp, zeytinyağında soğan iyice şeffaflaşıncaya kadar sote ediyorum.
Ocağın altını kapadıktan sonra, çökelek veya loru aynı tencereye koyup, kekik de ilave edip, bir gece buzdolabında dinlendiriyorum. Ertesi gün mayalı bir hamurla ufak, D şeklinde börekler yapıyorum. Yiyenler çok beğeniyor.
Bingöl de köme denilen börek türünün içerisine çökelek konulabildiği gibi, kıymalı da yapılabiliyor. Tokat da da çökelekli yapılan özel bir börek türü var. Ülkenin çok yerinde aynı isimle çeşitli börekler yapılıyor, ancak bizim burada tüm bu reçeteleri yayınlamamıza imkan yok.
Doğu Anadolu da çökeleğe bazı bölgelerde jaji, jajik, cacık, torak veya çortan da denilir. Yayla dağında ise çökelek, içerisinde kekik ve biber bulunan pasta şeklindeki bir reçetedir. Yine Doğu Anadolu da çökeleğin içerisine tat vermesi için boyotu veya yabani sarmısak katılır.
Erzurum da lorun veya çökeleğin içerisine bir miktarda bulgur konulup sarma sarılır. Bazı yörelerde ise, taze çökelekten kekik, kırmızı biber ve zeytinyağı katılarak meze yapılır.
Gerek çökelek gerekse lor, elde edildikten sonra uzun süre dayanabilmeleri için bol miktarda tuzlanarak saklanıyor. Biz onları satın aldığımızda oldukça tuzlu oldukları için gerçek lezzetlerine bu nedenle ulaşamıyoruz. Ancak, ürünün satış şansının yüksek olduğu yerlerde bu tür peynirleri tuzsuz bulmak mümkün oluyor.

peynir üretiminin yan ürünüdür. açık yeşil renkli ve şeffaf bir sıvıdır. yüksek oranda protein içerir. fakat asitli yapısından kaynaklanan ekşi tadı dolayısıyla sıvı olarak tüketilmesi pek pratik değildir. kurutularak süt tozu* veya peynir suyu tozu haline getirilebilir. ya da bir süre bekletip iyice ekşimesi sağlanarak peynir mayası* olarak kullanılabilir.

protein yüklü kas yapar, vucud geliştirme forumlarındaki herkesin tadından şikayet ettiği saf protein kaynağı. kadınlar da spermin tadından şikayet ediyorlar. bilmem anlatabildim mi?

peynir yapımında ortaya çıkan su. son derece besleyici değer taşır. bu nedenle yine peynir üretiminde, hayvan besisi olarak, süt ve çeşitli gıda ürünlerinde katkı malzemesi olarak* kullanılır. dayanıksız olduğundan özellikle kullanım amacı gıda malzemeleriyse toz haline getirilmelidir.

---------------------------------------

Whey (Peynir Suyu) Proteinleri

Diğer pek çok üretim alanında olduğu üzere gıda üretiminde de ülkemiz, gelişmiş ülkeleri geriden takip eden ve sadece üretimi ve teknolojiyi satın alarak sahip olan ülke konumundan kurtulamadığından dolayı, hem gıda maddesi çeşitliliğine hem de bunlar hakkındaki yeterli bilgiye ulaşmakta zorluk çekiyoruz. Hatta gelişmiş ülkelerde yaşlı, genç pek çok insanın kullandığı besin değeri yüksek gıda maddeleri bizde yüksek fiyatı ve temininin zorluğundan dolayı sporcu preparatı olarak lanse edilebiliyor ve kullanılıyor. İşte bunlardan biri de whey yani peynir suyu proteinleri. Bu kitapta olsun, konuşmalarımda olsun, ingilizce ismini kullanma yoluna gidiyorum. Zira uluslararası platformda bu isimle tanınıyor. Ülkemizde çok büyük hipermarketlerde yeni yeni yer almaya başlamış olan ve hakkında bilgilerin yeni ulaştığı bu maddeyi gene ingilizce ismi ile bulabilirsiniz.

Whey proteinlerin önemine geçmeden önce, bu proteinlerin nasıl üretildiğine ilişkin kısaca bilgilenmekte fayda var. Yoğurt ve peynir en çok tükettiğimiz süt ürünleri ki her iki süt ürününün de üretimi, sütün pişmesi ve soğumasını takiben içine maya adını verdiğimiz küçük canlılardan katılması ve sütün bu mayaların etkisi ile değişime uğraması sonucunda oluşmaktadır. Maya, ilave edildiği sütün proteini olan kazein’i asit ortamda pıhtılaştırarak dibe çökertir. İşte biz bu çökeleği yoğurt veya yapım teknolojisinin farkına göre peynir olarak isimlendiririz. Her iki üretim de bu mekanizma ile işler. Yüzeyde kalan peynir suyu yada yoğurt suyu tüketilmediğinden fabrikalar bunu atar ve kalan süzülmüş yoğurt ve peyniri pazarlar. Çok nadir olarak az sayıdaki fabrika bu suyun proteinlerini ayırarak değerlendirmek yoluna gider. Ülkemizde de çok az sayıda fabrika peynir suyu tozu üretmektedir.

Peynir de yoğurt ta içerdiği yüksek kalitedeki hayvansal protein, süt şekeri laktoz ve kalsiyum’u ile hem kemik erimesine karşı korunmada hem de kas yapısı ve bağışıklılığın gelişmesinde gerçekten son derece yararlıdır. Bu ürünlerin proteinlerini büyük oranda bağırsaklardan emerek kana ulaştırabilir ve bunlardan yararlanabiliriz. Ancak yağsız tüketilmedikleri takdirde ki maalesef ülkemizde light yani yağsız süt ve süt ürünleri üretimi de tüketimi de gelişmiş ülkelerdekine kıyasla henüz son derece azdır, süt yağı ile kolesterol de almaktayız. İlgili kısımda detaylı olarak değindiğim üzere, bu kolesterol’ün fazlası damar yüzeyinde birikerek damar sertliğine hatta damar tıkanıklığına ve buna bağlı olarakta kalp ve damar hastalıklarına yol açabilmektedir. Bu yüzden günümüz insanının mutlaka kolesterol’ü az olan gıdaları bilinçli tüketmesi gerektiğini her zaman belirtmeye çalışıyorum. Ancak az yağlı olsun yada orta yağlı, yağsız olmadığı müddetçe tüm et, süt, et ve süt ürünleri az yada çok kolesterol içermektedir. Bir de hareketsiz, egsersiz ve spor’dan uzak bir yaşam düşünüldüğünde alınan bu kolesterol’ler az bile olsa uzun zaman sonrasında vücutta birikerek kalp ve damar hastalıkları yapabilecek kadar yüksek düzeylere ulaşabilmektedir. Kısaca hayvansal proteinler söz konusu olduğunda vücudumuzun yapılanması ve dayanıklılığı, güç kazanması için gerekli en kaliteli proteinleri almış oluyoruz. Ancak diğer tarafta kolesterol de alarak kalp ve damar hastalıklarına karşı da yatkın hale geliyoruz.

Hayvansal proteinler arasında bir grup var ki kolesterol içermemesi bir yana, vücuttaki birikmiş kolesterol’ü de düşürmesi söz konusu. İşte bu proteinler ülkemizdeki fabrikaların bile pek rağbet etmediği ve bizim de süzerek attığımız peynir suyunun ve de yoğurt suyunun proteinleridir. Bu proteinler yani whey proteinler, hem peynir ve yoğurdun kendi proteinlerine nazaran çok daha kaliteli hem de kolesterol düşürücü etkiye sahiptir. Bunlar için, dünyada şu anda kolesterol düşüren tek hayvansal protein grubu diyebiliriz. Nasıl ki yağlanma ve kolesterol riski yapmaksızın tam tersine kalp ve damar hastalıklarına ve pek çok hastalığa karşı koruyucu etkisi ile Omega 3 yağlar günümüz beslenmesinin mucizevi yağlarıdır, aynı şekilde whey proteinler de güç geliştirmesi, bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve de kolesterol’ü düşürücü etkileri ile günümüzün mucizevi proteinleri olarak değerlendirilebilir.

Peynir ve yoğurt üretimlerinde üstte kalan su kısmı çok ince porları yani delikleri olan filtrelerden vakumlu olarak belirli bir basınç altında süzülmek sureti ile whey proteinler üretilmektedir. İki çeşit whey protein üretimi bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi ‘whey protein isolatı’dır ki bundaki protein miktarı daha yüksektir. Buna karşılık, whey protein konsantresi’ndeki protein, isolat’a nazaran daha düşük olup fiyatı da daha düşüktür. Ancak vücudun ihtiyacı üstündeki protein hiç bir şey ifade etmez ve vücut dışına atılır. Dolayısı ile isolat yerine fiyatı daha ekonomik olan whey protein konsantresini almanızda yarar var.

Whey protein konsantresi’nin de whey protein izolatı’nın da üretim teknolojileri yukarda da belirttiğim üzere aynıdır. Tek fark, peynir suyu süzülürken kullanılan filtrenin delikleri isolat üretiminde çok daha küçüktür. Bu bakımdan yağ yada kalsiyum kalıntıları gibi whey proteinlerinin dışında kalan besin maddeleri isolat üretiminde filtre üzerinde kalıp whey proteinlerine karışmaz. Buna karşılık, whey protein konsantresinde kullanılan filtrelerin delikleri daha büyük olduğundan çok azda olsa yağ, süt şekeri laktoz ve kalsiyum’dan whey proteinlerine geçiş olur.

Whey proteinlerinin etki mekanizmaları, hücrelerin çevresindeki glutathione adlı maddeyi artırmaları şeklindedir. Glutathione, hücrelerin çevresini kaplayarak onların daha dayanıklı ve dış etkenlere karşı daha dirençli olmalarını sağlar. Yani hücreyi koruyan bir maddedir. Bu madde hücrelerin çevresinde ne kadar çoksa hücre çeperleri de o derece sağlam ve dıştan gelen zararlı etkenlere karşı o derece dayanıklı olur. Glutathione adlı maddenin bir diğer önemli özelliği de antioksidant oluşudur. Yani oksidasyon sonrasında açığa çıkan toksik maddelerin vücutta birikimini engeller ve onları vücuttan uzaklaştırır. Whey proteinler öncelikle glutathione adlı bu maddenin artışına neden olur. Böylelikle hücreler sağlamlık kazanır ve dış etkilere karşı daha dayanıklı hale gelir. Gene whey proteinlerinin bu antioksidant maddeyi artırmaları neticesinde vücut oksidasyonun zararlı etkilerine ve onun bıraktığı toksik maddelere karşı da korunmuş olur.

Özellikle erkek sağlığı açısından whey proteinleri son zamanlarda büyük önem kazanmıştır. Kırklı yaşlardan sonra her erkekte az yada çok oluşan prostat büyümesi whey proteinlerle kontrol altına alınmaktadır. Whey proteinleri prostat epitel hücrelerinde birikerek hem onlara sağlamlık kazandırmakta hem de artırdıkları glutathione antioksidant maddenin etkisi ile prostat kanserlerine karşı son derece ciddi korunma sağlamaktadır.

Günde 30 gram whey protein alınması en fazla kanserojen etkiye sahip dimethylhydrazine adlı maddenin bile etkisini zayıflatarak bu maddeden kaynaklanan kanser oluşumlarını ve tümör gelişimini azaltmaktadır.

Whey proteinlerinin bir diğer olumlu etkisi gene glutathione adlı madde üzerinden olmaktadır. Ancak bu sefer biraz farklı. Bu proteinler yukarıda belirttiğim üzere hücrelerin etrafındaki glutathione adlı maddenin miktarını artırarak onların sağlamlığını ve dayanıklığını artırır. Ancak bu etkiyi tüm hücreler için değil, sağlıklı hücreler için gösterirler. Buna karşılık, sadece kanserli hücrelerin çevresindeki glutathione adlı maddeyi ise tam tersine, azaltarak kanserli hücrelerin daha zayıf ve dış etkilere karşı daha savunmasız olmasını sağlamaktadırlar. Bunun önemi özellikle kanser tedavilerinde kendisini gösterir. Kansere karşı uygulanan ışın ve kimyasal madde uygulamalarında whey proteinlerinin sağlıklı hücre dayanıklığını artırması ve tersine kanserli hücre dayanıklığını azaltması ile bu tür uygulamalardan sağlıklı hücre ve dokular zarar görmezken, kanserli hücre ve dokuların daha kolay yıkımlanması sağlanmış olmaktadır.

Whey proteinlerinin bir diğer önemli etkisi de kalp ve damar hastalıklarına karşıdır. Kandaki kolesterol’ü kandan alıp damar yüzeyine yapıştırarak damar sertliği ve daralması ve bu yolla da kalp ve damar hastalıklarına neden olan kötü kolesterol yani düşük yoğunluklu lipoprotein miktarı whey proteinlerinin etkisi ile azalmaktadır. Bu kötü kolesterol’den daha da kötüsü, kötü kolesterol olarak isimlendirdiğimiz düşük yoğunluklu lipoproteinin oksitlenmiş halidir. Zira oksitlenmiş kötü kolesterol yada oksitlenmiş düşük yoğunluklu kolesterol’ün damar çeperlerinde birikerek damar sertliği(atherosklerosis) yapıcı etkisi çok daha fazladır. İşte whey proteinleri düşük yoğunluklu lipoprotein yani kötü kolesterol’ün daha da zararlı olan oksitlenmiş kötü kolesterol’e dönüşmesini engellemek suretiyle kalp ve damar hastalıklarını önleyici etkide bulunurlar.

Whey proteinlerin içindeki maddeler 1. Alfa laktalbumin 2. Beta laktoglobulin 3. Laktoferrin ve 4. İmmünoglubulin’dir. Bu maddelerin dördü de bizi hastalıklara karşı ve hastalık etkenleri olan mikroplara karşı savunan antikor adı verilen proteinlerin yapısına girerler. Yani bağışıklık sistemimizin daha güçlü olması whey proteinleri ile sağlanmaktadır. Laktoferrin adlı maddenin ilave olarak bir başka olumlu etkisi daha vardır ki o da C vitamininin etkinliğini artırması ve bağırsak yüzeyinden demirin emilimini artırmasıdır. C vitamininin kas bağ dokuları ve kas dayanıklılığını artırmadaki ayrıca bağışıklık sistemindeki olumlu etkisi düşünüldüğünde demir’in ise kansızlığa karşı olan koruyucu etkisi dikkate alındığında whey proteinlerde bulunan laktoferrin adlı maddeninde ne derece önemli olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Whey proteinler hakkındaki tüm bu bilgileri ana başlıklar halinde özetleyecek olursak;

• İçerdiği maddelerle vücudumuzu hastalıklara karşı savunan antikor adındaki özel protein maddelerin yapısına girer. Bu şekilde bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirir.

• Kötü kolesterol yani düşük yoğunluklu lipoprotein (LdL)’den daha da zararlı olan ve de çok daha fazla oranda damar sertliği ve daralmasına neden olan oksitlenmiş kötü kolesterol yada oksitlenmiş düşük yoğunluklu lipoprotein’e dönüşümünü engelleyerek kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu rol oynar.

• Erkeklerde prostat büyümesinde de prostat kanserinde de koruyucu etkide bulunur.

• Kanser tedavilerinde kanserli hücrelerin dayanıklığını azaltarak ve sağlıklı hücrelerin ise tersine dayanıklığını artırarak kanser tedavilerinin daha etkili olmasını sağlar.

• Hücrelerin çevresindeki antioksidant etkili glutathione adlı maddenin miktarını artırarak hücreleri ve dolayısı ile vücudu oksidasyon ve zararlı etkilerine karşı korur.

• Hücrelerin çevrelerindeki glutathione adlı maddeyi artırarak hücre çeperlerini sağlamlaştırmak sureti ile gençleştirici etkide bulunur. Yani bir ‘antiaging’(gençleştirici-yaşlılığa karşı) faktör olarak kullanılabilir.

• Kas ve kemik gelişiminde son derece etkili olan proteinlerdir. Zira bu proteinlerin bağırsaklardan emilerek kana karışma ve de kemik ve kaslar tarafından değerlendirilme oranları, %95-98 olup aynı değerin %75-95 olduğu diğer hayvansal proteinlere nazaran çok daha fazladır.

• Özellikle yaşlılarda hareketsizliğe bağlı kas erimelerine karşı destekleyici olarak kullanılır. Benzer şekilde güç ve kas geliştirici sporcularda kasların ve özelliklede kas hücreleri arasındaki bağ doku hücrelerinin daha fazla olmasını sağlayarak kas ve bağ dokulara hem hacim hem de sağlamlık ve direnç kazandırmış olur. Aynı durum yaşlılar için de geçerlidir.

Kaynak:http://www.metu.edu.tr/~gugur/

-------------------------------------------------

3.6- Peynir suyu içecekleri üretimi

Peynir suyunun içecek olarak, özellikle hastalıkları iyileştirme amacıyla kullanımı antik çağlara kadar uzanmaktadır. Milattan önce 460 yılında ünlü tıp bilgini Hipokrat’ın çeşitli hastalıklar için peynir suyunun sağlık verdiğini, 19. Yüzyılın ortalarında Batı Avrupa peynir suyu ile tedavi şeklinin yaygınlaşarak 400’ ün üzerinde tedavi evi açıldığı, 1940 sonlarında Orta Avrupa’da hazımsızlık, tüberküloz gibi hastalıkların tedavisinde günde 1500 g peynir suyu kullanıldığı belirtilmektedir. (Kamer ve ark., 1997)

Peynir suyundan çeşitli alkollü ve alkolsüz içecekler üretilebilir. Birçok yazar, peynir suyunun besleyici yumuşak içkilerin veya yüksek proteinli içkilerin formülünde kullanılabileceğini belirtmiştir.

Peynir suyu içecekleri şöyle sınıflandırılabilir:

1. Tam bileşikli peynir suyundan yapılan alkolsüz içkiler.

2. Proteini alınmış peynir suyundan yapılan alkolsüz içkiler.

a) Fermente olmuş alkolsüz içkiler.

b) Fermente olmamış alkolsüz içkiler.

3. Peynir suyundan yapılan alkollü içkiler.

a) %1 ‘den az alkollü içkiler.

b) Peynir suyu birası.

c) Peynir suyu şarabı.

4. Proteinli içkiler.

a) Süt benzeri içkiler.

b) Protein içeren alkollü peynir suyu içecekleri.

3.6.1- Tam bileşikli peynir suyundan yapılan içkiler

Peynir suyu esaslı içki hazırlamada en randımanlı, en ucuz metod; peynir teknesinden boşaltılan peynir suyunun pastörize edilmesi, gerekirse deodorize (koku alma) edilmesi; çeşitli aroma maddeleri ve tatlandırıcıların ilavesi ve sonra paketlenip tüketime sunulmasıdır.

Çeşitli ülkelerde, serinletici ve susuzluk giderici olarak kullanılmak üzere meyve konsantratı, şeker, stabilizör katkılı alkolsüz peynir suyu içecekleri üretilmektedir. Peynir sularında özellikle asit peynir suyu, en çok turunçgillerle hoş ve uyumlu bir karışım oluşturduğundan, bu grupta yer alan içecekler genellikle turunçgiller ile beğenilmektedir. (Kamer ve ark., 1997)

3.6.2-Proteinleri alınmış peynir suyundan yapılan içecekler

Bu tip içeceklerin üretiminde peynir suyu; proteinlerinden ayrılmadan önce veya proteinlerinden çöktürülmesinden sonra fermente edilebilmekte ve istenirse köpüklendirilerek tüketime sunulmaktadır. Sonuçta elde edilen ürün köpüklü, alkolsüz içkilerin daha besleyici bir şeklini oluşturmaktadır.

Peynir Suyunu proteinlerinden ayırmada en popüler yol; ısısal yöntem uygulamasıdır. Bu amaçla, önce peynir suyu asitlendirilerek pH değeri 4,4-4,8’ e ayarlanır. Sonra 90°C’de değişik süreler için ısıtma uygulanır. Böylece çöken serum proteinlerini filtrasyon yada santrifüj işlemi yardımım ile ortamdan uzaklaştırılıp, elde edilen berrak sıvı diğer işlemler için hazır hale getirilebilmektedir.

3.6.3-Peynir suyundan yapılan alkollü içkiler

Peynir suyundan alkollü içecekler içerdikleri alkol oranma göre 3’e ayrılır;

a) % 1 ‘den az alkol içeren içecekler

b) Peynir suyu birası

c) Peynir suyu şarabı

Peynir suyundan alkollü içecek üretiminde uygulanan genel yol;

l) Bu yöntemle önce peynir suyu konsantratı, ısısal işlemle proteinlerinden arındırılır.

2) Daha sonra peynir suyu içerisindeki laktoz uygun fermantörlerin yardımıyla fermantasyona tabi tutulur. Bu fermantörlerin en önemlileri Klayveromrces laktis, Saccaromyces cerevisia’ dır.

Ancak genellikle peynir suyu içerisine sakkoroz ilavesi yapılmakta ve bu şekilde alkol miktarı arttırılmaktadır. Bu durumda Saccaromyces cerevisia kullanılmaktadır. Fermantasyonu bitirmiş bu içecek % 0,5 ile %1 oranında alkol içerir. Bazı hallerde bu içeceği içmeyi kolaylaştırmak amacıyla aroma maddeleri ve tatlandırıcı maddelerde ilave edilmektedir. Peynir suyundan elde edilen ilk içeceğe Minole adı verilmiştir. Minole %0,8 oranında alkol içerir. Minole üretiminde ekmek mayası veya kefir mayası kullanılır. Bazı hallerde kefir yada kımız gibi protein içeren içecekler alkollü içecek üretiminde kullanılır. Kımız veya kefir 1-1 oranında yayık altı ile karıştırılır. Kımız mayası Laktobacillus bulgarius, Laktobacillus acidophylus karışımı hammadde kımız ise, kefir kullanılıyorsa kefir mayası, Laktobacillus bulgaricus, Lactobacillus acidophlus karışımı ile fermantasyona tabi tutulur. Bu tür içeceklerin ferahlatıcı bir tadı vardır. Özellikle Rusya ve Polonya ‘da üretilip sek olarak tüketilmektedir.

alkollickiler.jpg

Alkollü içeceklerin üretimine dair bir yöntemde; 200 lt proteinlerden arındırılmış peynir suyuna sakkaroz ile karamel ilavesi yapılır. Karışım pastörize edildikten sonra maya ilavesi ve meyve esansı ilave edilir üzerine 750 lt su eklenerek son hacim 1000 lt ‘ye çıkartılır. Şişeleme yapıldıktan sonra, şişenin içerisinde 18°C’de 8-12 saat süreyle fermantasyona tabi tutulur. Fermantasyona tabi tutulduktan sonra 8°C ‘de 3 gün olgunlaştırılır.

3.6.3.1-% 1’den az alkol bulunduran içecekler

Hindistan’da tanınan “wherit” isimli içeceğin üretiminden deproteinizasyon işleminden sonra 16 lt peynir suyuna %3,6’lık şeker şurubu, yeteri kadar sitrik asit ve renk maddesi katılmakta ve karışım %0,5-1,0 oranında Saccaromyces cerevisia ile aşılanıp 22°C’de 14-16 saat süreyle inkübe edilmektedir. Aroma maddeleri ilavesinden sonra şişelenerek pastörize edilen ürünün bileşiminde % 10-11 toplam şeker ,% 0,4-0,6 azotlu madde ve %0,5-0,7 alkol bulunmaktadır.

beer.gif

3.6.3.2-Peynir suyu birası

Peynir sahip olduğu bazı nitelikler sebebiyle bira benzeri içeceklerin yapımında elverişli bir hammadde sayılmaktadır. Yapılan araştırmalardan peynir suyundan üretilen biraların maltdan elde edilenlere göre daha iyi olduğu anlaşılmıştır. Bileşiminde bulunan laktozun fazla olmaması, şırada olduğu şekilde tuz içeriğin ve karbonik asit bağlama kapasitesinin yüksek olması, basınç altında uzun süre ısıtıldığında kavrulmuş maltın tat ve kokusuna benzeyen karemelimsi bir aroma geliştirilmesi bu niteliklerden bazılarının oluşturmaktadır. Fakat bir tek dezavantaj, işlem sırasında bulaşan mikroorganizmaların alkol yanında başka maddeleri de meydana getirmesidir.

Kaliteli peynir suyu birası elde etmek için şu şartlar yerine getirilmelidir:

1) Peynir suyu minerallerinden arındırılırken laktoz hidrolize edilmeli yani giikoz ve galaktoza ayrılmalıdır.

2) İçerisine %50 oranında malt ilave edilmeli ve sonra fermantasyon yapılmalıdır.

Peynir suyundan yapılan bira benzeri içecekler arasında en çok tanman çeşit Rusya ‘da ticari olarak üretilen “Bodrosr” isimli içecektir.

whbeer.jpg

3.6.3.3- Peynir suyu şarabı

Peynir suyundan şarap yapımına ilişkin araştırmalar asit peynir suyundaki laktozun daha çabuk fermente olduğu ve daha fazla alkol oluştuğunu göstermekte ve deproteinize peynir suyundaki laktozun, laktoz enzimi ile hidrolize edilmesinin, bira mayasıyla fermantasyonundaın sonra peynir suyu fermantı ve üzüm suyundan oluşan karışımın Saccaromyces cerevisiae ile aşılanıp sürekli fermantasyona bırakılmasının, uygulanabilir teknikler olduğu açıklanmaktadır.

kosher-wine-l2.jpg

3.6.3.4-Proteinli içecekler

Peynir suyundan elde edilen yüksek proteinli içkiler; süt benzeri içkiler, protein içeren alkollü peynir suyu içecekleri olmak üzere 2 gruba ayrılır.

3.6.3.4.1-Süt benzeri içkiler

Peynir suyunun krema, bitkisel yağ,yağsız süt tozu v.b. gibi maddelerle oluşturduğu karışımlar, tüketiciler tarafından kabul edilebilir. Sade yada aromalı içeceklerin yapımında olanak sağlanmaktadır. Öte yandan çeşitli yöntemlerle elde edilen peynir suyu protein konsantratları % 5’ in üzerinde protein içeriğine sahip olan içeceklerin yapımında başarıyla kullanılabilmektedir.

3.6.3.4.2- Protein içeren alkollü peynir suyu içecekleri

Peynir suyundan üretilen kımız, kefir benzeri ürünler bu gruba girmektedir. İyon değiştirici reçinelerden yararlanarak protein yönünden zengin bir içecek yapımını deneyen FLOCH, bu amaçla peynir suyu önce katyon değiştirici reçine ile muamele edilerek asitliği 4,4-5,5 SH‘a çıkarılmıştır. Daha amonyakla nötralize edilen sıvı fermentere alınmış, Saccaromyces laktis yada Saccaromyces cerevesiae aşılanmış ve fermantasyona bırakılmıştır. Elde edilen ürün son olarak asitliğinin düşürülmesi için anyon değiştirici reçine ile muamele edilmiştir.

kefir.jpg



-----------------------------------




http://www.akdeniz.edu.tr/ziraat/zfd/article/19_02-03.pdf dosyasının html sürümüdür.
G o o g l e taradığı belgelerin otomatik olarak html sürümlerini oluşturur.
Page 1
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, 2006, 19(2),179-183
179
SIĞIR GÜBRESİ VE PEYNİR ALTI SUYU KARIŞIMLARINDAN BİYOGAZ
ÜRETİMİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Salih SÖZER
Osman YALDIZ
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü 07070- Antalya
Özet
Anaerobik fermentasyon yöntemiyle biyogaz üretimi, yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer alan
biyokütleden enerji elde etme yöntemlerinden biridir. Bu çalışmada süt sanayi atığı olan peynir altı suyu ve sığır
gübresi çeşitli oranlarda karıştırılarak biyogaz üretimleri saptanmıştır. Denemeler 15 günlük bekleme süresinde, 37ºC
sıcaklıkta, sürekli akışlı laboratuar tipi biyogaz üreteçlerinde gerçekleştirilmiştir. Sığır gübresinin organik kuru
madde miktarı peynir altı suyununkine eşitleninceye kadar çeşme suyu ile seyreltilmiştir. Denemede saf sığır gübresi,
sığır gübresine %5, 10, 20, 40, 50 ve 75 oranlarında peynir suyu katılmış karışımlar kullanılmıştır. Deneme
sonuçlarına göre en yüksek biyogaz üretimi %50 peynir suyu, %50 sığır gübresi karışımından 25,47 litre/gün olarak
saptanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Biyogaz, Peynir Altı Suyu, Sığır Gübresi, Kofermentasyon
A Research on Biogas Production from Cattle Manure and Cheese Whey Mixtures
Abstract
Biogas generation via anaerobic fermentation is one of the methods of producing biomass energy in other
words renewable energy. In this study, the amount of biogas production from cattle manure and cheese whey was
determined. The experiments were conducted in a through flow laboratory unit. Retention time of 15 days were
applied for fermentation process continuing under 37ºC. Cattle manure was diluted with tap water for equaling
organic total solid of cheese whey. The mixtures were obtained adding 5, 10, 20, 40, 50 and 75% cheese whey into
the cattle manure, and also only cattle manure used to make comparison. According to the results, the biggest biogas
production was obtained from the mixture of 50% cattle manure and 50% cheese whey with 25.47 liters biogas per
day.
Keywords: Biogas, cheese whey, cattle manure, cofermentation
1. Giriş
Dünya nüfusunun her geçen gün
artması, insanoğlunun temel ihtiyaçlarının
yeter ve nitelikli düzeyde üretilmesi
zorunluluğunu doğurmaktadır. Teknolojinin
gelişmesi insanoğlunun hayat standartlarını
yükseltip yaşamasını kolaylaştırırken kişi
başına düşen enerji tüketimi de artmaktadır.
Bu da doğal olarak dünyada enerji
üretiminin artmasına sebep olmaktadır.
Dünyanın enerji ihtiyacının her geçen gün
artması, fosil kökenli enerji kaynaklarının
yakın bir gelecekte tükenecek olması, tahrip
edilen doğal dengenin dünya üzerinde başta
iklimler ve sıcaklık değişiklikleri olarak
kendisini göstermesi, bilim adamlarını fosil
kökenli enerji kaynaklarının daha verimli
olarak kullanılmasını diğer taraftan çevreyle
dost,
yenilenebilir
alternatif
enerji
kaynaklarının daha etkin bir şekilde
kullanılması
konusunda çalışmaya
yönlendirmiştir. Aksi taktirde dünyada yakın
bir gelecekte bir enerji dar boğazı
yaşanılması kaçınılmaz bir gerçektir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarından
bir tanesi de biyogazdır. Biyogaz organik
atıkların oksijensiz ortamda fermente olması
sonucu oluşan yanıcı gazdır. Biyogaz
teknolojisi özellikle gelişmiş ve gelişmekte
olan ülkelerde sürekli gündemde kalan ve
önemini artıran alternatif enerji kaynağıdır.
Özellikle biyogazın gaz motorlarında
yakılması ve elektrik enerjisi üretilmesi bu
teknolojinin kullanımını artırmıştır.
Fotosentez
amacıyla
bitkiler
tarafından tutulan enerjinin insanların
beslenmesi
için
sadece
1/150’si
kullanılmaktadır (Wellinger ve ark., 1984).
Hayvanlar ise yemdeki besin maddelerinin
ancak %45’inden yararlanabilirler (Evliya,
1964) ve bitki besin maddelerinin yarısından
Page 2
Sığır Gübresi ve Peynir Altı Suyu Karışımlarından Biyogaz Üretimi Üzerine Bir Araştırma
180
fazlası dışkı ile ahır gübresine geçer. Bu
nedenle beslenme amacıyla kullanılamayan
bitkisel ve hayvansal artıkların yenilenebilir
ve çevre dostu enerji kaynağı olarak
kullanılması uzun yıllar boyunca araştırılmış
ve
bazı
sonuçlar
uygulamaya
aktarılabilmiştir. Bilim adamları ilk kez
1630 yılında organik maddelerin anaerobik
fermantasyonundan yanıcı bir gaz elde
edilebileceğini saptamışlardır. Organik
madde ile yanıcı gaz üretimi miktarı
arasında direkt ilişki olduğu 1776 yılında
belirlenmiştir. Sığır gübresinin anaerobik
fermantasyonu esnasında oluşan yanıcı
gazın metan gazı olduğu ise 1808 yılında
saptanmıştır (Anonim, 1998).
İlk pratik uygulama 1895 yılında
İngiltere’nin Exeter şehrinde yapılmıştır.
Şehir kanalizasyonunun toplandığı özel bir
tesiste elde
edilen biyogaz sokak
lambalarında
kullanılmıştır.
Dünyada
1900’lü yıllardan sonra mikrobiyoloji ve
bilimdeki gelişmeler doğrultusunda bu
konudaki araştırmalar artmış, anaerobik
bakteriler ve özellikleri saptanarak metan
üretimi teşvik edilmiştir. Daha sonra
petrolün bol ve ucuz sağlanması nedeniyle
biyogaz
konusundaki
araştırmalar
yavaşlamış, 1970’li yıllarda ki dünyadaki
petrol krizi ile konu tekrar gündeme
gelmiştir.
Günümüzde, uzak doğuda 6-8 milyon
adet aile ölçütlerinde yapılmış düşük
teknoloji kullanan basit biyogaz üreteçleri
ile elde edilen biyogaz, yemek pişirme,
aydınlatma
gibi
evsel
ihtiyaçların
giderilmesinde kullanılmaktadır. Biyogaz
tesisleri sayesinde koku kontrolü, patojen
kontrolü, besin maddesi kaybı, sıvı gübre
depolaması gibi problemlere büyük ölçüde
çözüm getirilmektedir.
Biyogaz tesisleri zaman içinde
gelişme
göstererek çiftliklere uygun,
endüstriyel ve şehirsel atıkları
da
işleyebilecek
yapıyı
kazanmışlardır.
Dünyada yüzün üzerinde farklı tipte biyogaz
tesisi olup, bunlar farklı koşullarda üretimde
bulunmaktadırlar. Değişik yapı çeşitlerinde,
değişik organik materyalden ve bunlara
bağlı olarak çok farklı üretim ortamlarında
çalışan bu tesisler, yine kurulu bulundukları
ülkelerin iklim ve ekonomik koşullarına
adapte edilmiş biyogaz üreteçleridir.
Günümüzde dünyanın en önemli
problemlerinden birisi çevre kirlenmesidir.
Temelde enerji kazanımının ve kullanımının
neden olduğu çevre kirliliği bu sorunun en
önemli etkenleri arasındadır. Biyogaz
teknolojisi
özellikle
birincil
enerji
kaynaklarının kullanımından kaynaklanan,
hava kirlenmesini önleyici yönde yardımcı
olabilecektir. Tesis sayısının artması fosil
enerji kaynağı gereksinimini azaltacaktır.
2. Materyal ve Yöntem
Bu çalışmada peynir altı suyu ve sığır
gübresi çeşitli oranlarda karıştırılarak bu
karışımlardan elde edilen biyogaz üretim
miktarları saptanmıştır.
Peynir altı suyu, süt bileşenlerinden
laktoalbumin ve laktogulobilin gibi serum
proteinleri ile değişen düzeylerde laktoz,
yağ, mineral madde, proteinler içeren ve
peynir yapımı sırasında süzme sonucunda
oluşan önemli bir yan üründür (Kurt, 1990).
Peynir altı suyunun bileşimi peynire işlenen
sütün bileşim ve kalitesine, peynir yapım
tekniğine, pıhtılaşmada kullanılan maya
veya asit miktarı ile kalitesine, pıhtılaştırma
süresine ve sıcaklığına gibi bir çok
parametreye bağlıdır. Değerlendirilemeyen
peynir altı suyu kanalizasyonlara verilerek
büyük bir çevre problemi oluşturmaktadır.
Özellikle küçük ölçekli süt işleme
tesislerinde peynir altı suyunu işleyebilecek
alt yapı imkanları olmadığı için bu yan ürün
değerlendirilememekte ve kanalizasyonlara
verildiği için çevre kirlenmesine neden
olmaktadır. Ülkemizde 2002 yılında
istatistiklere girmiş olan süt üretim miktarı
8.408.566 tondur (DİE, 2004). Bunun
yaklaşık %20’sinin peynire işlendiği kabul
edilirse (Alpkent ve Göncü, 2003) işlenen
süt miktarı yaklaşık olarak 1.681.732 tondur.
Peynir yapımında kullanılan sütün yaklaşık
olarak %70-90’lık kısmı peynir altı suyu
olarak elde kalır. Bu da 1,17-1,51 milyon
ton peynir altı suyu oluştuğu anlamına gelir.
Bu miktarın ne kadarının işlendiği tam
olarak bilinmemekte fakat işletmelerin
çoğunda peynir altı suyu işleme tesislerinin
olmadığı ortadadır.
Denemelerde kullanılan peynir altı
suyu Antalya organize sanayi bölgesinde
Page 3
S. SÖZER, O. YALDIZ
181
faaliyet gösteren Yörükoğlu Süt ve Süt
Ürünleri firmasından temin edilmiştir.
Peynir altı suyunun pH derecesi 3,73,
organik kuru madde miktarı 30 gr/litre
olarak saptanmıştır.
Denemede sığır gübresi kullanılmıştır.
Ülkemizdeki sığır sayısı 9.803.498 adettir
(DİE, 2004). Bir büyük baş hayvanın ( canlı
ağırlığı 454 kg) günlük gübre üretimi 34
kilogramdır. Bu gübrenin yaklaşık %21’lik
kısmı kuru maddedir (Özen ve ark., 1999).
Büyükbaş hayvanlar günün yarısını ahırda
geçirdikleri için üretilen gübrenin ancak
%50’si elde edilebilir. Bu veriler ışığında
günlük elde edilebilecek kuru madde olarak
gübre miktarı yaklaşık 34.998 tondur.
Kullanılan gübre yöredeki bir işletmeden
temin edilmiş ve kuru madde miktarının
peynir altı suyu ile eşitlenmesi için çeşme
suyu ile seyreltilmiştir. Bu seyreltmeden
sonra kullanılan gübrenin pH derecesi 7,23
olarak saptanmıştır.
Denemelerde kullanılan
deneme
düzeneği net 15 litre fermantasyon hacmine
sahip laboratuar tipi biyogaz üreteçleridir.
Bu deneme esnasında toplam 7 adet üreteç
kullanılmıştır.
Bir
üreteç
ünitesi,
fermantasyon kanalı prensibine göre çalışan
fermantasyon odası, su ısıtma ünitesi,
karıştırıcı
ve yaş
gaz deposundan
oluşmaktadır. Bir laboratuar tipi biyogaz
üretecinin fermantasyon odası iç içe
geçirilmiş iki borudan oluşmuştur. İç boru
fermantasyon odası görevini yapmaktadır.
İki boru arasında kalan boşluktan ise sıcak
su geçirilerek materyalin ısıtma işlemi
gerçekleştirilmektedir. Üreteç hacmi toplam
18.8 litredir. Bu hacmin 15 litresi
fermantasyon odası, 3,8 litresi ise gaz odası
olarak kullanılmaktadır. Üreteçlerin tam
ortasından materyalin karıştırılması için
kullanılan paslanmaz çelikten imal edilmiş
mekanik karıştırıcılar mevcuttur. Bu
karıştırıcılar bir zincir vasıtasıyla birbirlerine
bağlanmış olup hareketlerini bir elektrik
motorundan alırlar. Karıştırıcıların dönü hızı
30 devir/dakikadır. Üretecin parçaları ve
ayrıntılı
şematik resmi şekil 1’de
görülmektedir.
Denemeler 15 günlük bekleme
süresinde gerçekleşmiştir. Günlük olarak her
üretece 1 litre taze materyal konmuştur.
Hazırlanan karışımlar içerisinde yaklaşık 30
gram organik kuru madde bulunmaktadır.
Bu da kısaca üreteç hacmi başına 2
gram/litre organik kuru madde yüklendiği
anlamına gelmektedir. Her gün periyodik
olarak giren ve çıkan materyallerin pH
değerleri, biyogaz üretim
miktarları
saptanmış
ve
yükleme
işlemi
gerçekleştirilmiştir.
Denemede organik kuru madde içeriği
%3 olan su ile seyreltilmiş sığır gübresiyle
peynir altı suyu kullanılmıştır. Çalışmada
sadece sığır gübresi ve sığır gübresine %5,
10, 20, 40, 50 ve 75 oranlarında peynir altı
suyu ilave edilmiş karışımlar kullanılmıştır.
Şekil 1 Laboratuar tipi biyogaz üretecinin şematik resmi ve parçaları
4
1
3
2
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
1- Yaş gazometre
2- Karşıt ağırlık
3- Su kapanı
4- Biyogaz tahliye vanası
5- Ölçüm skalası
6- Üreteç dış çeperi
7- Mekanik karıştırıcı
8- Su cebi (sıcak su için)
9- Boşaltma ağzı
10- Yüklemem ağzı
11- Biyogaz iletim hattı
12- Sıcak su deposu
13- Isıtıcı rezistans
14-Sıcak su pompası
15- Sıcak su giriş hattı
16- Sıcak su geri dönüş hattı
Page 4
Sığır Gübresi ve Peynir Altı Suyu Karışımlarından Biyogaz Üretimi Üzerine Bir Araştırma
182
3. Bulgular
Üreteçler içerisine düzenli bir şekilde
her gün aynı saatte olmak üzere materyaller
yüklenmeye başlamış ve biyogaz üretimi
düzenli hale geldikten sonra veriler
kaydedilmeye başlamıştır. Elektrik kesilmesi
gibi
deneme
koşullarının
değiştiği
günlerdeki
ekstrem
veriler
değerlendirilmeye
alınmamıştır.
Denemelerde yaklaşık 46 günlük veri
değerlendirilmeye alınmıştır. Denemenin
devam ettiği süre ise 60 gündür.
Deneme sonuçlarına göre en fazla
biyogaz üretimi %50 sığır gübresi, %50
peynir altı suyu karışımından elde edilmiştir.
Elde edilen biyogaz miktarı
25,47
litre/gündür.
Sadece
sığır
gübresi
karışımından ise günlük biyogaz üretimi
11,4 litre/gün olarak tespit edilmiştir. Kısaca
%50’lik peynir altı suyu ilavesi materyalin
biyogaz üretimini 2,23 kat artırmıştır.
Deneme sonucunda farklı karışımlardan elde
edilen biyogaz miktarları ve pH değerleri
Çizelge 1’de görülmektedir.
Biyogaz üretim değerleri arasında
istatistik fark olup olmadığını tespit etmek
için veriler Duncan testine tabi tutulmuştur.
%1 önem seviyesine göre oluşan gruplar
aşağıda Çizelge 1’deki gibidir. Buna göre
%40 ve %50’lik karışımlarda istatistiki
olarak fark saptanamamıştır.
4.Tartışma ve Sonuç
Peynir altı suyu kullanılarak yapılmış,
literatürde
çok
fazla
çalışma
bulunmamaktadır.
Özellikle
biyogaz
çalışmalarında son dönemlerde zirai
endüstriyel
atıkların
daha
iyi
değerlendirilebilmesi için birden fazla atığın
karıştırılarak daha iyi fermente olması
sağlanmaktadır.
Bu
tip
çalışmalara
kofermantasyon çalışmaları, kullanılan
materyallere
de
komateryal
adını
vermekteyiz.
Demirer ve
arkadaşları
(2001)
yaptıkları çalışmada 1 litre peyniraltı
suyundan 23,4 litre metan üretilebileceğini
bildirmişlerdir. Çalışma 35
º
C sıcaklıkta 68
günlük bekleme süresinde, beç sistemde
laboratuar koşullarında
cam
şişelerde
gerçekleştirilmiştir.
Yılmazer
ve
Yenigün
(1999)
yaptıkları
denemede 2 fazlı
üreteç
kullanarak
peynir
altı
suyunu
değerlendirmeye çalışmışlardır. Peynir altı
suyu içerisine amonyum bikarbonat ve
dipotasyum
hidrojen
fosfat eklenerek
COD:N:P
oranı
250:5:1
düzeyine
getirilmiştir. Asitleştirme üreticinde 1 gün,
ikinci üreteçte 4 gün beklendiğinde
parçalanan COD başına üretilen biyogaz
miktarı 0,55 m
3
olarak belirlenmiştir.
Ghaly (1996) yaptığı denemede 2
fazlı üreteç kullanmıştır. Deneme 25 ve 35
º
C
sıcaklık koşullarında ve 10, 15, 20 günlük
bekleme sürelerinde gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca pH kontrollü ve kontrolsüz olarak
peynir altı suyu denemeye alınmıştır.
Deneme sonuçlarına göre en fazla biyogaz
üretimi pH kontrollü denemelerde elde
edilmiştir. 25
º
C sıcaklık koşullarında en
fazla biyogaz üretimi 10 günlük bekleme
süresinde gram organik kuru madde başına
83,70 litre biyogaz (%60 CH
4
), 35
º
C sıcaklık
koşullarında en fazla biyogaz üretimi yine
10 günlük bekleme süresinde gram organik
kuru madde başına 156,55 litre biyogaz
(%60 CH
4
) olarak tespit edilmiştir.
Denemede pH derecesi kontrolü metan
Çizelge1. Farklı Peynir Altı Suyu–Sığır Gübresi Karışımlarının Biyogaz Üretim ve pH
Değerleri.
Karışımlar
%100 SG
%5 PAS+
%95 SG
%10 PAS+
%90 SG
%20 PAS+
%80 SG
%40 PAS+
%60 SG
%50 PAS+
%50 SG
%75 PAS+
%25 SG
Biyogaz
üretimi
(litre/gün)
11,04 cd
9,68 d
13,55 c
17,29 b
22,75 a
25,47 a
11,40cd*
pH (giren)
7,23
6,89
6,71
6,36
5,67
5,68
4,44
pH (çıkan)
6,94
6,91
6,95
7,00
7,07
7,15
5,40
PAS= Peynir Altı Suyu, SG= Sığır gübresi
*: Biyogaz üretimi değerlerinde Duncan testine göre %1 önem düzeyinde farklı ortalamalar ayrı harflerle
gösterilmiştir.
Page 5
S. SÖZER, O. YALDIZ
183
üretimini yaklaşık olarak 8,6 kat artırmıştır.
Söz konusu çalışmalarda genellikle
peynir altı suyu tek başına fermantasyona
tabi tutulmuştur. Ayrıca peynir altı suyunun
değerlendirilmesi o ülkenin sahip olduğu
teknolojik düzeye ve alt yapı imkanlarına
bağlıdır. Özellikle batılı ve gelişmiş
ülkelerde peynir altı suyu tam olarak
değerlendirildiğinden bu konuda çok fazla
çalışma yapılmamıştır.
Yapılan çalışma sonucunda en yüksek
biyogaz üretimi %50 peynir altı suyu, %50
sığır gübresi karışımından elde edilmiştir.
Fakat %40 ve %50’lik karışımların biyogaz
üretimleri arasında %1 önem seviyesinde
istatistiki fark olmadığı saptanmıştır. Peynir
altı suyu ilavesi ile biyogaz üretiminde 2,23
katlık artış sağlanmıştır.
Avrupa Birliği ve dünyanın birçok
gelişmiş
ülkesi
çevre
kirliliğinin
engellenmesi konusunda oldukça kararlı
davranışlar sergilemektedirler. Yeraltı ve
yerüstü kaynaklarının korunabilmesi için
organik atıkların işlenerek çevreye en az
zarar
verecek
şekilde
bırakılması
gerekliliktir. Biyogaz teknolojisi organik
atıkların işlenmesinde, bu atıkların sebep
olduğu kirliliğin engellenmesinde ve
çevreyle dost olarak enerji eldesinde bir
alternatiftir. Ayrıca fosil kökenli enerji
kaynaklarının sebep olduğu çevre kirliliğinin
ve bunlara olan bağımlılığın azaltılmasında
önemli rol oynayabilecek bir teknolojidir.
Ülkemizde de bu tip tesislerin açılarak
yaygınlaştırılması
ve
temiz
enerji
kaynaklarından daha etkin ve yoğun bir
şekilde faydalanılması bir gerekliliktir.
Kaynaklar
Alpkent, Z., Göncü, A., 2003. Peynir suyu ve peynir
suyu proteinlerinin gıda, kozmetik ve tıp
alanlarında kullanılması. Gıda Mühendisliği
Dergisi 15: 26-30
Anonim, 1998. Biogas and More! (Dergi). Anaerobic
Digestion Systems and Markets Overviev, IEA
Bioenergy,
Anaerobic Digestion Activity,
Resource Development Associates, Washington
DC, USA
Demirer, G.N., Duran, M., Ergüder, T.H., Güven, E.,
Uğurlu, Ö. and Tezel, U., 2001. Anaerobic
Treatability and Biogas Production Potential
Studies
of
Different
Agro-Industrial
Wastewaters in Turkey. Biodegrability II: 401-
405
DİE, 2004. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer)
2002. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik
Enstitüsü Yayınları
Evliya, H., 1964. Kültür Bitkilerinin Beslenmesi,
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları,
Sayı:10
Ghaly, A.E., 1996. A Comparative Study of Anaerobic
Digestion of Acid Cheese Whey and Dairy
Manure in a Two Stage Reactor. Bioresource
Technology 58: 61-72
Kurt, A., 1990. Süt Teknolojisi. Atatürk Üniversitesi
Yayınları- Erzurum. Yayın No:573, 398 s
Özen, N., Çakır, A., Haşimoğlu, S. ve Aksoy, A.,
1999. Yemler Bilgisi ve Yem Teknolojisi. T.C.
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders
Notları: 50, Erzurum.
Wellinger, A., Edelman, W., Favre, R., Seiler, B. und
Worschitz. D., 1984. Biogas Handbuch.
Grundlagen
Planung
Betrieb
Landwirtschaftisher Biogasnalagen.
Verlag
Wirz, Aarau.
Yılmazer, G. and Yenigün, O., 1999. Two-Phase
Anaerobic Treatment of Cheese Whey. Water
Science and Technology. Vol.40 No 1: 289-295

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder